Hayallerim ve ben...

16/2/2006 - aldatabilen kadın

tüm yazılarını severek okuyorum diyemem ama, ahmet altan bazen gerçekten de çok doğru saptamalar yapıyor. aşağıdaki "aldatabilen kadın" yazısı da buna en iyi örneklerden...

 

Aldatabilen kadin

Nasil bir kadin ariyorsunuz ya da nasil bir erkek, askinizi yasamak icin istediginiz insan nasil biri, nasil tarif edersiniz o aradiginiz insani ve o aradiginiz insani gercekten bulsaniz hemen kosar misiniz onun yanina, yoksa urkup geri mi cekilirsiniz? "Terk etmis ve terk edilmis" bir kadinin macerasini anlatan Cigdem Anat'in "Aklim Nereye Gidiyor, Ellerim Nereye" kitabini okurken gordum birden cevabi.

Alabildigine ofkeli, kiskirtici, sorularla, hesaplasmalarla dolu,okuyani kendisiyle yuzlesmeye davet eden, iliskileri,
korkakliklari, sahtekarliklari didikleyen, asik kadinin gozukaraligi karsisinda erkeklerin yetersizligini anlatan bu kitabin icinde duruyordu cevap.

Eger kendi yasadiklarinizdan, kadin erkek iliskilerinin karmasik, engebeli,
acilarla ve umitlerle, heyecanlarla ve kirginliklarla dolu cografyasinin bir
haritasini cikartmadiysaniz, cok degisik bir uslupla yazilmis kitabin icinde
ilerlemeniz, oradaki ipuclarindan cagrisim ipliklerini cekip yeni bir gergef
dokumaniz o kadar kolay degil. Ama bir yasanmislik haritaniz
varsa,kitabin her cumlesinden kendinizle ve asklarinizla ilgili yuzlerce soru
ve cevap sagiyorsunuz. Ve kitabin bir yerinde o cumle cikiyor
karsiniza,romanin kahramani olan kadinla yeniden iliski kurmak isteyen eski sevgilisi, karisindan yakinirken soyle diyor kadina :

"Beni aldatabilecek bir kadin istiyorum."

Bu cumlede duruverdim. "Kendisini aldatabilecek bir kadin isteyen" bir erkek. Birden fark ettim ki butun erkekler aslinda, bunu acikca
soylemeseler de, "kendilerini aldatabilecek bir kadin" istiyorlar. Butun kadinlar da "kendilerini aldatabilecek" bir erkek. Ama bu cumlenin,
kitapta yazilmayan bir devami bulunuyor, bir baska cumle daha var bu cumlenin ardindan gelen.

"Beni aldatabilecek bir kadin istiyorum," ama "beni aldatmayacak bir kadin."

Herkes, kendine muhtac olmayacak kadar guclu, baskalarina gidebilecek kadar ozgur, her an kendisini begenecek baska birini bulabilecek
kadar alimli birini istiyor, ama bu istedigi ozelliklere sahip olan insan kendisini aldatmasin da istiyor. "Aldatabilecek biri olmak" cekici
kiliyor insani, belki de cekiciligin tarifi bu kadar basit, "aldatabilecek biri"
olmak. Insanlar "aldatabilecek olana" dogru cekiliyorlar,yaklasiyorlar, dokunuyorlar, sonra kendi sartlarini soyluyorlar ;

"Ama aldatmayacaksin".

Ve "aldatabilecek olanin" cekiciligi ile aldatilma korkusu arasina sikisiyorlar. Her an bir kuskuyu, bir korkuyu, bir tedirginligi
soluyorlar oyle biriyle olduklarinda. Biliyorlar ki, "aldatabilecek iri" aldatabilir. "Aldatamayacak biri" guvenli ama ****
"aldatabilecek biri" cekici ama korkutucu.

Askin en zor kavsagi. Hangisini sececeksiniz, istediginize sahip cikacak cesareti gosterebilecek misiniz, yoksa guvenli bir sIkIcIlIk
mi daha cazip gelecek size?
Kitabin erkek kahramani da "aldatabilecek birini" aradiktan ve ustelik onu da bulduktan sonra duruyor zaten,
karisini,cocugunu,aliskanliklarini birakamiyor. Bos bir evde askla kendisini bekleyen "aldatabilecek
kadinin" yanina gitmiyor. "Aldatabilecek bir kadin" istiyor,o kadini buluyor ve daha once verdigi sozden donup o kadini "aldatiyor".

"Aldatabilecek kadindan" korkuyor erkeklerin cogu gibi. En cok istedigi kadin, onu en cok korkutan kadin cunku. Hayati boyunca
dusledigi, ozledigi kadina kavustugu anda o kadindan aslinda ne kadar korktugunu fark ediyor erkek ve
"aldatamayacak olanin" skiciligina donuyor. Sonra da,hayatinin sikiciligina, kendi korkakligina bir
teselli bulabilmek icin toplumsal payeler, isinde gecici basarilar elde etmeye ugrasiyor.

"Aldatabilecek kadin" ise yapayalniz, bir sevgili bekliyor. Erkekler aldatabilecek bir kadini" sevip, "aldatamayacak bir kadinla"
yasiyorlar, guven ve rahat aska agir basiyor. "Aldatabilecek kadin", kendisine benzeyen butun kadinlar gibi mutsuz oluyor kitapta. Onu sartsiz ve
korkusuz sevecek birini bulana kadar da mutsuz kalacak.

Ahmet Altan

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/2/2006 - Demli çay tadında...

Sohbet etmek ne kadar keyif verir sizlere bilmiyorum ama ben sevdiğim insanlarla sohbet etmeyi bir çok şeye değişmem... Hele de güzel konuşan, aklı aydınlık ve kalbi sıcak olan insanlarla. Ben bunu şöyle tarif ediyorum "demli çay tadında sohbetler"

 

Bir süredir demli çay tadında sohbet etmediğimi hatırladım. Ama politikadan, hayatın olumsuzluklarında, aşk acısından, trafik sıkışıklığından vb konulardan değil... Öyle can sıkıcı konulardan konuşmaktan bahsetmiyorum. Neşeli, keyifli şeylerden. Mesela izlediğimiz filmler hakkında konuşmak, güzel bir kitaptan aklımızda kalan bizi etkileyen taraflarını anlatmak, geçmişte yaşadığımız bizi güldürecek bir anıyı paylaşmak gibi bir sohbet...

 

Sahi bu yazıyı okuyacak olan sizler yapıyor musunuz  böyle sohbetleri ve benim gibi bir çok şeyden daha fazla keyif alıyor musunuz bundan?

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/2/2006 - Tercihlerimiz...

Bir arkadaşımdan bana gelen ve çok beğendiğim bir maili sizinle paylaşmak istedim.

Gerçekten de hayatımız tercihlerden ibaret diil mi?

 

Annemin kardesimi daha çok sevdigini
düsünürdüm.
Çocukluk iste ama öyle düsünürdüm.

        Itiraf edeyim...

        Küçük küskünlükler sirasinda kocamin benden
önceki sevgililerini benden daha çok sevdigini
düsündügüm de oldu.

        Nedense insan hep en son ve en çok sevilen
olmak istiyor.

        Sahip oldugu sevgiden daha çogunu istiyor hep.

        Yersiz bir istek ama..

        Oluyor iste...

        Sevdikleri hep bir tercihte bulunsun istiyor.

        Tercih edilen olmak için yapiyor bunu...

        ***
        Güneydogu Asya'daki büyük deprem sonrasinda
sulara kapilan bir anne, kucagindaki iki çocugundan
birini gücü kesilince birakmak zorunda kaliyor.

        5 yasindaki oglu sulara kapiliyor.

        Anne ve kucagindaki yirmi aylik oglu
direniyor.

        Mucize eseri, sulara kapilan oglu da, kocasi
da sular çekildikten sonra ortaya çikiyor.

        Gazetede bu haberi okudugumda en çok bir
cümleye takildi aklim; "Yasadiklari bu olayi ne anne
ne de 5 yasindaki Lachie artik unutabilecek..."

        ***
        "Annem beni birakmisti..."

        Acaba yillar sonra nasil bir kisiligi olacak 5
yasindaki çocugun.

        Gerçekten nasil gelisecek ruhu?

        "Agladim, agladim kimse beni duymayinca sustum
ve tahtalara tutundum" demis...

        Annesinin tercihi beyninde nasil bir kivrima
sikisacak acaba?

        Hadi biraz daha ileri gidersek; "sevmeye engel
bir yara" olacak mi acaba bu yasadigi?

        "...Annem beni birakmisti"

        Çocuklarini kurtarmaya çalisan anne, gücü
kesilen kollarindan biraktigi oglunun ertesi gün
bulunmasindan sonra aglamis. Tanri'ya sükretmis.
"Kendimi hiçbir zaman affedemezdim" demis. Evlerine
dönmüsler. Ama belli ki kurtulmus hayatlarinda artik
hep bu olay var...

        Bir kere kollari çözülmüs annenin. Ne anne
affedebilir kendini, ne de Lachie annesini...

        ***
        Bazen yakinim dediginiz insanlarin ihaneti de
sizi sulara birakmasi gibi degil midir?

        "...Annem beni birakmisti" kadar sizlatir
bence bu gerçek insanin kalbini...

        Sevgi tercih kabul etmiyor

        Ama hayat hep bir tercihe sürüklüyor insani.

        "Akip giden günlerimiz" bazen tsunami
dalgalari kadar vahsice alip götürüyor bir seyleri...

        Insan, kollarinin direnme gücü tükendiginde
vazgeçiyor bir seylerden...

        Bir tercihte bulunuyor...

        Ya annesini seçiyor ya da karisini.

        Ya karisini seçiyor ya da sevdigini.

        Ya sevdigini seçiyor ya da çevresini...

        ***
        O vahsi sular alip götürüyor bir seyleri.

        Kusandigimiz, takindigimiz, bir yerlere
tikistirdigimiz ne varsa çekip aliyor. Bir can, bir de
ten kaliyor çiplak...

        Iste o zaman aglayip aglayip susuyoruz.
Buldugumuz bir tahta parçasina tutunuyoruz...

        Uzanan elleri ya da sulara birakanlari
unutmuyoruz hiç...

        O "tercihler" bir yerlere çörekleniyor...

        Ve bir gün bir baska kisisel tercihin sebebi oluyor..

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/1/2006 - Hıyar mıknatısı

Arkadaşlarım arasındaki lakabım : “Hıyar mıknatısı”dır… Şimdi bu ne anlama geliyor diye düşünüyorsunuzdur. Anlatayım. Nerede sorunlu bir erkek varsa gelir beni bulur ve ben o kişiye aşık olurum. Başta her şey çok iyi gider. Mutlu zamanlar geçiririz. Ama bir noktadan sonra işler tersine döner. Anlamsız kıskançlıklar, küçük detaylarda boğulan ve çırpınan bir ilişkinin ortasında kendimi buluveririm. Sonra. Aslında sonrası malum. Yine hayal kırıklığı, yine acı ve hüzünbaz günler… Yo sanmayın ki hemen hayatımdan çıkıp giderler. Esas ilişki bitikten sonra başlar asıl ızdıraplı günler. Geri dönme istekleri, kendini affettirme çabaları… Baktı ki olmuyor hakaretler, suçlamalar… Bu hem bana hem de yaşadıklarımı paylaşan sevdiklerime hayatı çekilmez kılar… E boşuna bana “hıyar mıknatısı” demiyorlar. Ne yapıp edip ben yine bir yerlerden bir “hıyar” buluyorum…

 

Şimdi bu yazıyı okuyunca “ hiç mi sende bir kusur yok? Sen sütten çıkma ak kaşık mısın?” değilim elbette. Ama şunu biliyorum ki o kadar da kötü ve bu tür durumları hak edecek kişilikte bir insan değilim. Ya da ben kendimi öyle sanıyorum. Hangimiz tamamen dört dörtlük biriyiz ki?

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Hayallerim ve ben

Arkadaşlarım

cavitilhan
nesij
serpilce